English | Français
Erkin Üzerine
Bir Konser Münasebetiyle
Cevad Memduh Altar, 1 Mart 1946

Cevad Memduh Altar, Erkin'in "Yaylı Çalgılar Dörtlüsü" ve "Piyano ve Yaylı Çalgılar Dörtlüsü için Beşli" yapıtları için 1 Mart 1946 tarihli yazısında şunları söylüyor.

"Durulmuş ve okul yaratmış sanat çalışmaları, ifadede olduğu kadar, teknikte de kesin bir prensibe dayandığı için, alabildiğine klasikleşir; zamanla insan topluluğunun malı olur. Şu veya bu çeşnide bir anlayışa dayanan denemeler ise, indi ve ömürsüz bir görüş olmaktan daha ileri gidemez.

Tanzimattan bu yana, minyatürden, "HACIM ve PRESPEKTİF sistemine intikal etmiş olan Türk resmi yanında, tam yüz yıldır bu yolda bir anlayışın dışında kalmış olan Türk sanat müziğinin bu günkü ihtiyaçları karşılayamamasını mazur göstermiye çalışmak ne derece zayıf bir anlayış ise, özlü bir geleneğe dayanan Türk müzik yaratıcılığını, günün icap ettirdiği "Çok-seslilik prensibiyle telif edemiyenlerin ileri sürdükleri iddialar da o derece manasızdır.

23/1/1946 Çarşamba akşamı, müzik sanatının her nevini olduğu gibi, yeni Türk sanat müziği yolunda yapılan çalışmaları da sanatseverlere tanıtmakla ödevli bulunan radyomuzdan, iki modern Türk müziği örneğini daha dinlemiş olduk. Milletlerarası teknik teamüle dayanan bu iki eser, genç bestecimiz Ulvi Cemal Erkin'in, "Piyanolu yaylı sazlar kuvinteti ile, yaylı sazlar için yazılmış bir "Kuvartüoru idi. (Çalanlar: Piyano, Ferhunde Erkin; 1 inci keman, Gilbert Back; 2 nci keman, Sedat Ediz; Viyola, İzzet Albayrak; Viyolonsel, Mesut Cemil Tel).

Estetik muhteva ne olursa olsun, Viyana klasiklerinden bu yana, geniş ölçüde bir dünya tekniğine temel olan: "Mimari Form ile "Tonal malzeme, tam bir istikrara ulaşmış olduğuna göre, ciddi ve akademik formasyon yoluyla yetişmiş yeni bestecilerimiz arasında Ulvi Cemal Erkin, bu iki oda müziği eserinde, teramül dışı yeni bir sistem aramak hatasına düşmemiş, sanat ilhamlarını, alabildiğine klasik bir sistem üzerine işleme ve kıymetlendirme imkanlarını elde etmiştir. Onun içindir ki, gene bu yolda bir tekniğin özü, son iki yüzyılın milletlerarası müzik çalışmaları: "Sonat-Ana-Şekli içinde, Tematik İşleme nevinden ölmez bir nizamı da kazandırmış oldu. Genç bestecimiz Erkin, sanatında, bu yolda klasik bir çok-seslilik esası üzerinde, geleneği olan, veya kendi sanat anlayışından doğan temaları, bize gene kendi ritim özelliklerimiz içinde ve alabildiğine zengin bir işleme tekniği zaviyesinden dinleme ve teşhis etme zevkini vermektedir. İşte ötedenberi her sanat severimizin kafasını işgal etmiş olan Türk çoksesliliği problemine tatbikatta örnek olabilecek bir çalışma. (!)

Gelelim bu iki Türk sanat müziğinin ritmik ve tematik kuruluşlarına: Klasik sonat tarzının icaplarına uyarak, dört ayrı kısım ihtiva etmek üzere meydana getirilmiş olan Piyanolu Yaylı Sazlar Kuvinteti, 1943 yılında yazılmıştır. 23/1/1946 Çarşamba akşamı, radyomuzda olduğu kadar, sanat dünyasında da ilk olarak icra edilmiş bulunan bu kuvintette, sonat şekline göre tertiplenen 1 inci kısmın ölçüsü: 12/8 liktir. Esas tema, eserin hemen başında viyolonsel tarafından teşhir edilir. Bu arada diğer sazlar, refakat durumundadırlar. Bu kısmın piyano ile teşhir edilen ikinci teması, Beethoven-vari bir estetiğin icaplarına uyarak, ilk temaya alabildiğine zıt bir çehre içinde kendini göstermektedir. Bu takdirde ikinci temanın meydana getirdiği kontrast, daha çok lirik bir ifadeye dayanmaktadır. Eserin bu cümlesinin devamı boyunca, esas temanın işlenip, icabında çeşitli sazlar tarafından münavebe edilmesi keyfiyeti, milletlerarası klasik sanat anlayışı bakımından beklenen gelişmeyi sağlamakta ve Türk zevkinin bu değişik çehre içinde, yepyeni bir sanat müziğine istihale etmesi zaruretine, bizleri bir kere daha inandırmaktadır.

Kuvintetin II nci kısmı, Karadeniz Horon'u (7/8) ile meydana getirilmiş bir Scherzo'dur. Horon halkasına hep aynı huşu ve canlılıkla katılan oyuncuların gösterdiği içten uysallığı, burada da sazların iştirak mizacında kollamak mümkündür. Bu kısımda, sade bir raks edası içinde kendini gösteren Horon, tam bir sanat müziği haline gelmiştir.

Eserin III üncü ve en önemli kısmına gelince (4/4):

"Lied şeklinde gelişmiş bulunan bu kısım, eserin çeşitli mizaca sahne olan bölümlerini, adeta estetik bir bütüne bağlıyan kilit taşı mesabesindedir. Burada "Sema halini andırırcasına devreden esas Tema, bizi ister istemez mistik bir hülya alemine çeker götürür; ve biz bu alemde, çok eski zamandan beri şuur altına yerleşmiş bir tabloyu teşhisde güçlük çekmeyiz. Bu kısımda ilk olarak, hiç birimize yabancı gelmiyen temayı viyolonsel teşhire başlar; sonra gene aynı tema, münavebe ile bütün sazları dolaşır. En sonra birinci keman, alabildiğine mistik bir tirad halinde, aynı temayı ileri bir noktaya ulaştırır. Nihayet sazların flajölet solukları arasında piyanoda icra edilen tema, sanki sonu olmayan bir aleme boşanıyormuşcasına tükenir gider.

Kuvintetin son kısmı ise, 5/8 lik bir Rondo halinde gelişmiştir; ve bu kısım, eserin bütününü, gene bizden olan temalarla meydana gelmiş bir raks canlılığı içinde nihayete ulaştırmaktadır.

Erkin'in 1935 yılında bestelemiş olduğu "Yaylı Sazlar Kuvatüournun incelenmesine gelince: tabiatiyle gene klasik sonat formuna örnek olan bu eserde 1 inci kısım: 4/4 lük bir sonat cümlesi şeklinde meydana getirilmiştir. Kemanın parlak bir giriş temasıyla başlıyan bu kısmın, viyolonsel tarafından verilen ikinci teması da, birinciye tam bir tezat teşkil etmekte; ağır olduğu kadar da mütevazi bir çehre ile, gene Beethovenvari bir tema kontrastına dayanmaktadır.

Kuvatüorun II nci kısmı, 5/8 lik bir Scherzo halinde meydana getirilmiştir. Gittikçe coşan bir raks edasını andıran bu kısmın bütün sazlarının, aynı oyun havasına katılma arzusu, burada önlenmez bir ihtiras halini almıştır. Hele bu kısımda birdenbire yükselen viyolonsel emprovizasyonu, elde edilen havaya, büsbütün başka bir renk katmakta ve eser, gene baştaki ritim yoluyla finale ulaşmaktadır.

Kuvatüörun ¾ lük bir Andante halinde meydana getirilmiş olan III üncü kısmı, birinci kemanın yaptığı ağır ve ciddi bir tema ile başlamakta ve bu temayı, bir müddet sonra bütün sazlar münavebe etmektedir. Nihayet diğer sazların tremolo pasajları refakatinde birinci kemandan duyulan lirik bir tiraddan sonra, bu kısım da tiz bir akort üzerinde söner gibi sona ermektedir.

Yaylı sazlar kuvatüorunun 3/8 lik bir Rondo halinde yazılmış olan IV üncü kısmına gelince; burada 1 inci kemanın parlak bir emprovizasyonu ile yepyeni bir aleme girilmekte ve bu alemde, adeta ileri bir raks cazibesine tutulmuşa benzeyen estetik akış, bir aralık ani duruşla, baştaki ağır keman emprovizasyonuna dönmek istemektedir.

Fakat biraz önceki raks atmosferine yeniden dönme yolunda yapılan boşuna hamlelerden sonra, insanı şaşırtan sürpriz halinde, bu kısım da bitiş noktasına ulaşmaktadır.

Görülüyor ki, tamamen bizim olan tematik, ritmik ve estetik özellikler, bütün dünyanın faydalandığı bir tekniğin rehberliği altında, bu günün sanatına giden yolu gösteriyor. İçinde bulunduğumuz yüzyılın sanat anlayışına hepimizi zahmetsiz ulaştıracak olan bu yola biran önce ayak basmak, milli ve kültürel bir zaruretin icaplarını vakit kaybetmeden yerine getirmek demektir.

Yeni Türk Sanat müziği yolunda önemli örnekler veren Ulvi Cemal Erkin'e ve bu eserleri icra safhasına sokma yolunda kendilerinden beklenen gayret ve başarıyı tam olarak gerçekleştirmiş bulunan sanatçılarımızdan Ferhunde Erkin ile, Gilbert Back, Sedat Ediz, İzzet Albayrak ve Mesut Cemil Tel'e candan tebriklerimi sunar, yeni bir Türk sanatına başlangıç olan bu neviden yaratmaları, her müzik severimizin dikkatle dinlenmesini temenni ederim.