English | Français
Erkin Üzerine
Ayın Bestecisi: Ulvi Cemal Erkin,
Ufuk Çakmak, Andante, Ocak 2010

Andante dergisi 2010 yılının Ocak ayından itibaren her ay bir besteciyi tanıtmaya başladı. Ocak ayının bestecisi Ulvi Cemal Erkin'i Ufuk Çakmak yazdı. Yazının kısaltılmamış halini sunuyoruz.

İlk eserlerini  1929’larda vermeye başlamış ve öldüğü 1972 yılına dek, otuz civarında eser vermiş Ulvi Cemal Erkin, bugünün dinleyicisi için çekiciliği giderek artan bestecilerden biri. Kaçınılmaz olarak da artacak. Erkin’in müziği zengin melodileri, kendine özgü farklı armonileri ve fikirlerin ustaca öykülenmesiyle dinleyiciyi bir çırpıda saran, çok güzel bir müzik. Orkestra mimarisindeki sağlamlık, buluşçuluk ve yalınlık, çalgılamada gösterdiği renklilik ve şeffaflık yirminci yüzyılın çok az bestecisinde vardır. “Ne bir nota fazla, ne bir nota eksik” bestecilerdendir Erkin. Doldurma yazılmış bir ölçüsü, gereksizce uzatılmış tek bir pasajı yoktur. Kimi zaman tedirgin, kimi zaman kararlı, bazen oynak ya da ağırkanlı temaları yaratıvermesindeki kolaylığa, temaları işleyişinde ve çeşitlendirişindeki zenginliğe, dramatik bölümlerde gerilimi derece derece artırışındaki ustalığa her bestecide rastlamazsınız.

     Erkin’in solo piyano için “Beş Damla”sı ve “Duyuşlar”ı kısa ve canlı melodinin bozuma uğratılmış, transfigüre edilmiş hallerini içeren rengârenk albümlerdir. Sanatsal eğlentinin en güzel örnekleri olan eserler Türk piyanistleri tarafından sayısız kez kayda alındı (Dalkılıç, Koen, Gökalp, Gelenbe, Erman, Karamürsel, Saydam, Turan, Kosal). Son yıllarda ilginç bir yabancı icra da Susanne Kessel’den geldi. Erkin’in kısa piyano yapıtlarında malzemesini işlemesiyle ilgili tutumunu çağdaş heykel sanatçısının gerecini şekillendirip, onunla emprovize bir ruhla oynayıvermesine benzetiyorum. Üslubu bir heybet duygusu, ağırlık ve mesajcılıktan ziyade, resimsel bir modernleştirmeyi çağrıştırır. Sadece onda olan türden uyumsuz akorlar, hızlı parçalardaki sürükleyici ritmiklik, yavaş parçalardaki görselleşmiş hüzün bu parçaları piyanistler için keşfedilesi hâle getiriyor. Oyun, şaşırtma, özgün armonileme, duygusallık ve coşturuculuk anahtar kelimeleridir parçaların. Çok taze bir yazış ruhu ve düşünmeden akmış gitmişlik ölçülere sinmiş gibidir. Parça ne tür olursa olsun, sonuç iç karartıcılıktan ziyade renklilik, tekrardan ziyade yeniliktir Erkin’de. Her biri kendi içsel bütünlüğüne, duruşuna sahip serbest formda denemeler olarak da düşünülebilir bu parçalar. Adeta bir kukla oynatıcısının kuklasını oynatışındaki kuklanın gerçek olmadığını her an bilişimiz ama güzel oynatılışını takdir edişimiz gibi, Erkin’de ele alınan ezgi parçasının birkaç basit darbeyle farklı bir plastiğe büründürülüşünü duyumsar ve çok zevk alırız.

     Erkin yalnızca solo piyano eserlerinde değil bütününde oldukça melodiktir. Ancak büyük soluklu eserlerindeki melodileri, melodik kısımlar olarak görmek daha doğru olur kanısındayım. Bu melodik kısımlar Anadolu’yla ya da makamla alışveriş halindedir, evet, fakat son kertede klasik bir bütün melodinin genel yapısını yansıtmazlar. Sürprizle çarpıtılır, armoniyle yeni fırça darbeleriyle dönüşür, ritimsel varyasyonlarla yeniden doğdurulur, ve sonuç olarak gerçek anlamdaki halk ezgisinden çok uzak başka bir estetik düzleme geçerler. Ne batı tonalitesi ne de klasik musiki makamlarının duygusuna tam olarak oturan bu müzik kendine özgü gam(lar)da devinme duygusu verir. Belki yer yer izlenimciliğin acı-sevinç gibi duygulara yabancılığını ve yetişkinlik öncesi bir çocuksuluğun nesnel hareketliliğini ve oyunculuğunu taşır. Böylelikle yerellikten ziyade kendine özgü, ulusu belirsiz bir âleme kaydırır bizi bu tür gereç. Buna rağmen, örneğin tamtonculuğun yarattığı gerçek dışı mitik aleme de kaymaz. Ayrıca kimi zaman doğrudan Anadolulu ya da makamsal bir çıkışla ayaklarımızı yere bastırdığını da görürüz. Ancak bu çıkış senfonik hikayelemenin içinde bir ân olarak yer alır yalnızca; adeta sinematik bir etki bırakır. Şunu ekleyeyim ki eserlerin başat bir majör ve minör duygusundan ziyade mod duygusu bıraktığını söylesem de, öyle adagio’lar yazmıştır ki Erkin, ağlayabilirsiniz.

     Bu müziği halk müziği-senfoniklik sentezinden ziyade yeni bir sanatsal ruh olarak görmeliyiz. Erkin yazısını herhangi bir 20. yüzyıl ekolünde de sınıflandıramayız. Bartok, asla diyemeyiz. Sadece yer yer izlenimciliğe yaklaştırabiliriz, ama o kadar. Bir etiket yapıştırmak imkansızdır; olsa olsa romantizmin genel özelliklerinden bahsedilebilir.

     Erkin, birbirinden müthiş birinci bölüm allegroları yazmıştır. “Konçertant Senfoni”nin sinirli açılış bölümü olağanüstüdür. “Birinci Senfoni”nin ilk bölümü bir roman gibi ustaca serimlenmiştir. “İkinci Senfoni” zamanın olağan gidişini yumuşak ve keskince bölen, ayağa kaldırıcı bir motiften doğan nefis bir bölümle başlar. Hepsini saymayayım. Uzun soluklu senfonik eserlerinde (konçerto, senfoni, konçertant senfoni gibi) Erkin’in melodiciliğinin yerini kalın bir roman yazarı kurguculuğuna bıraktığını söyleyebilirim. Burada Erkin’i bir fikir geliştirme ve mimari ustası olarak görürüz. “Piyano Konçertosu”, “Keman Konçertosu”, “1. Senfoni”, “2. Senfoni”, “Konçertant Senfoni”de gerilim ve tedirginlikle akıtılan bir hikâyenin içine bizi anda alıverir. Bir motif ya da modal bölgeden türetiverilen uzun çizgilerdeki her ölçü anlamlıdır ve bütünün akışını destekler. Akıcı, canlı ve nefes alıp veren bir senfonisttir Erkin. Mükemmel orkestral mimariya rağmen son derece de çıplak bir yazısı vardır bestecinin. İcra sırasında en ufak bir hata bağırır, yüzünüzü ekşitir. Virtüöz bir orkestra ve çok iyi yönetim gerektirir iyi bir Erkin seslendirmesi. Çalgılaması ise mükemmeldir. Bir enstrüman ya da enstrüman grubundan bir cümleyi duyduktan sonra dönüp baktığınızda o cümle için en doğru çalgıların en doğru şekilde yerleştirildiğini anlarsınız. Hatta çalgıyla ezgi aynı anda tasarlanmış izlenimi verir.

      Erkin derinliği, akıcılığı, eğlenceyi kendi plastiğinde birleştiren bir besteci olarak değişik seviye ve dünyalardan müzik insanları tarafından da sevilen bir besteci olmuş. Onun “1. Senfoni”si ilk kez 1947’de Prag Bahar Festivali’nde Rafael Kubelik’in seçimiyle çalınmış ve canlı icrada bulunan Şostakoviç’in övgüsünü almış. Ankara’ya ziyareti sırasında “Yaylı Çalgılar Dörtlüsü”nü dinleyen Alfred Cortot’nun tavsiyesi üzerine yazılan “Piyano Konçertosu”nu çalanlar arasında Weldon yönetimindeki Birmingham Senfoni eşliğinde Newton Wood, son yıllardan Tabakov yönetiminde BSO eşliğinde Jean Philippe Collard, daha önceki Türk yorumculardan İdil Biret, Hüseyin Sermet, Ayşegül Sarıca, Gülsin Onay, Suna Erel ve Hande Dalkılıç var. Benal Tanrısever eseri New York Senfoni ile Carnegie Hall’da, Berlin Senfoni ile Ankara’da seslendirmiş. Dörtlü ise son günlerde Avrupa’daki oda müziği konserlerinde repertuvara alınan bir yapıt haline geldi.

      İlk kez Ankara Operası’nın açılışında Lico Amar tarafından çalınan “Keman Konçertosu”nun kusursuz yorumcusu Suna Kan’ın iki kaydı var. Pek az koleksiyoncuda bulunabilen Andrei Markov seslendirmesi, Erduran’ın besteci yönetiminde Paris Colonne orkestrası ile 1958’deki çalışı, Schneiderhan’ın 1950’de Viyana Senfoni ile icrası, 1963’te Niyazi Takızade’nin yaptığı plak, 1998 Cihat Aşkın yorumu akla gelen kayıt ve yorumlardan bazıları. Konçertoyu Karsten Andersen yönetiminde Ankara’da çalan Viktor Pikayzen ise verdiği bir radyo söyleşisinde eserden ne denli derinden etkilendiğini anlatıyordu.

      Erkin’in birçok eserinin yalnızca Türkiye’de değil dünyada da hak ettikleri ilgiyi göreceklerine hiç kuşkum yok. İyi müzik kendi yolunu yaratır. Erkin ve onun kuşağının bestecileri Türkiye’de bir senfonik bestecilik geleneği henüz yok ya da çok kısıtlı olarak var iken yapıtlarını üretmeye başladılar. Oysa ilk ürünlerinde bile acemilik hissedilmez. Dinleyişinizde adeta iki üç yüzyıldır hararetle müzik yapılan bir ülkenin bestecileri zannedebilirsiniz onları. Son bir söz: bestecilerimize ve eserlerine, yalnızca Cumhuriyet projesinin heyecanıyla tutunmak yerine, onları dünya çapında senfonistler olarak görmek, eserlerini salt estetik ilkeler ışığında incelemek gerekiyor.  

 

Türkiye’nin en önemli piyanistlerinden Ferhunde Erkin

Bazı tarihsel figürler onları ilkleştirilen eylemleriyle anılıp, hatırda öyle kalırlar. Bu durum onların sanatsal verimlerini anlamamız için kimi zaman engel oluşturabiliyor. Ulvi Cemal Erkin’in eşi ve ilk konser piyanistimiz Ferhunde Erkin’in günümüze kalmış az sayıda kaydını dinlediğinizde, ‘ilk konsertistimiz’ olmasının ötesinde ne denli müthiş bir piyanistle karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Eserin içsel bütünlüğünden bir milim şaşmayan, detaylarda mükemmeliyetçi, çaldığı her bestecinin stiline korkunç duyarlı, 50’lerde, 60’larda Avrupa’daki birinci sınıf piyanizm neyse işte tam o düzeyde çalan bir virtüöz Ferhunde Erkin. Kusursuz kemancı Suna Kan’la oluşturdukları ikilinin şimdi dinleyebildiğimiz az sayıda kaydı, eksiksiz oda müzikçiliğinin nasıl olması gerektiğini de anlatıyor.

 

Hande Dalkılıç’ın Erkin yorumu

Piyanist Hande Dalkılıç’ın Erkin’in tüm solo piyano eserlerini yorumladığı albümü, bestecinin eserleriyle ilgili son zamanlarda yapılmış en derinlemesine yorumculuk araştırmasını ortaya koyuyor. Dalkılıç, her ayrıntıya son derece duyarlı bir bakışı, kendisine özgü capcanlı bir ton ve buluşçulukla birleştiriyor; yepyeni renkler keşfediyor. Türk bestecileri yorumculuğu açısından köşe taşı.

 

Collard’ın mükemmel yorumu

Fransız piyanist Jean Philippe Collard’ın “Piyano Konçertosu”nu Tabakov yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrası ile çaldığı CD, eserin bugüne dek yapılmış en bütünlüklü ve güzel yorumunu içeriyor. Solistik mükemmeliyetin yanı sıra solist orkestra bütünlüğü de bu kayıtta çarpıcı. Merkez Bankası’nın özel basımı olarak çıkan kayıt çok az sayıda şanslı müzik severin elinde bulunuyor.

 

Atatürk ve Erkin’ler

Ulvi Cemal Erkin ve Ferhunde Erkin Atatürk'ün sofrasına davet edilirler. Atatürk, Ferhunde Erkin’e “Sen hep yorumcu kalıp, başkalarının eserlerini mi tekrar tekrar seslendireceksin? Sen de besteci, yaratıcı olmalısın” der. Atatürk belki de kadınlar için olağandışı görülen bir meslekte Türk kadının yer alması dileğiyle söylemiştir bunu.

 

“İstanbul” Belgeselinde “1. Senfoni”

Fransa'nın müzik alanında en tanınmış  yazar ve televizyon program sunucularından Alain Duault 1993 yılında, farklı kıtalardan, güçlü imgeye sahip kentler üzerine “L'Oeil écoute” başlığı altında bir belgesel dizi hazırlamıştı. Duault, dünyada birçok televizyon kanalında gösterilen belgeselin “İstanbul” Bölümü için TRT müzik kayıtlarını taramış ve Erkin'in “1.Senfoni”sini seçmişti.