English | Français
Erkin Üzerine
Yaylı Sazlar Kuarteti
Mahmut Ragıp Gazimihal, 15 Haziran 1938, Varlık dergisi.

15 Haziran 1938'de "Varlık dergisinde çıkan yazısında Gazimihal, Erkin'in "Yaylı Çalgılar Dörtlüsünün icrasından sonra yapıtla ilgili görüşlerini naklediyor. Yazının Erkin ile ilgili kısımlarını aşağıda bulabilirsiniz.

"Yeni Bir Kompozisyon Münasebetiyle

Ulvi Cemal'in yeni yazıları arasındaki kuartetinden yine bu sütunlarda bahsedeli çok olmadı. Aynı eserin, son iki ay zarfında Cebeci konser salonunda 23 Nisan bayrma günü bayramlık bir müzik hadisei olarak çalınması, 4 Mayıs akşamı radyoda tekrar edilmesi, büyük artist Alfred Cortot tarafından tesadüfen dinlenilmesi ve partisyonundan takip olunması, genç kompozitörün o meşhur kritikten aldığı esaslı taktirler gibi öyle hoş maceraları oldu ki üzerinde bugün de konuşmayı elzem saydık. Cemal Reşit, Ulvi'ye İstanbul'dan çok samimi bir tebrik mektubu yazmış, tesadüfen mealine vakıf oldum: "Seni bütün kalbimle tebrik ederim. ulvi, çünkü Cortot dinlediği kuartetinden çok mütehasıs olmuş, bana uzun uzun anlattı, diyor... Onu beğenmeyen kaldı mı? türk, ecnebi, çalan, dinleyen herkes beğendi.

Şu ilk ihtiyaç bu başarı ile birlikte kendini gösterdi; artık, Ulvi Cemal eseri çalınmadan evvel kontrola muhtaç tecrübecilerden biri olmaktan çıkmıştır. Nasıl ki, bu yazısı hemen Paris'in meşhur bir kuarteti tarafından çalınacaktır. Genç kompozitörün düşüp kalkarak veya hep yükselerek geçireceği bütün tekamül adımlarını günü gününen bilmeliyiz ki sebeb ve tesirlerini arayabilelim.

Ulvi Cemal'de (ince aramak), (hassas bir zevk ile çalışmak) meziyetleri var. Yazı tarzında ve tekniğinde-evvlece de söylediğmiz gibi-öteden beri değişiklik olmadı ise de, görüşlerinde büyük bir inkişaf kaydediyoruz: Eskiden Anadolu ezgisini yazısının yine esası olarak ele alır, fakat genişletilecek veya armonize edilecek birere tem gibi kullanırdı; bugün ise en karakteristik Anadolu ağzının aralık atlayışlarındaki hususiyetleri sezmeye çalışıyor, anlayışla buluyor ve kullanıyor, olgun zevki ile pentatoniğe aşık oluyor; en dokunaklı, en bize yakın ezgileri hep pentatoniktir. Bulgar müsikoloğu Dobir Kristof'un bir sözünü hatırladım: "Bulgar melodilerinde sol, mi, re, do, la, (sol-la) pentatoniği en çok görülen dizilerdendir diyor; yani, bu türk ezgi ananesini o Bulgar melodilerden bile buluyoruz demektir. İşte, Ahmet Adnan'ın yazılarından sonra Ulvi'nin yazısına da bu içli unsur böylece ilaveten girmiş bulunuyor; başlıca Asyai damga oluyor.

Ecnebi dinleyicile kuartenin daha ziyade işçilik inceliğini ve zerafetini takdir edebilirler; hükümleri bizim görüşlerimiz kadar şümullü olamazdı; çünkü onlar Anadolu müziğini bilmiyorlar bilmeyince de aralıklara ve ritimlere ait renklerin asliyetlerini kavrayamıyorlar. mesela, biz, bu kuartette kompozitörün artık garbi Anadolu'nun zeybek ritimlerine hiç yer vermediğini, bu sefer Travzon havalisinin oyun ve ritim kıvraklığını ele aldığını, orada yaptığı son folklor seyehatinden mülhem olduğunu (son parçada), yazısındaki "mahalli renk başkalığının bundan ileri geldiğini görüyoruz, meselkdaşımızı bütün yeni görüşlerinden dolayı başkaca takdir ediyoruz. Fakat, bir ecnebi kritik bütün bu meselelerden ne anlar?.... Yine son kısımda dikkate şayan pizzikato oyunları var; bir ecnebi için bunlar sadece eğlenceli şeylerdir, hatta tehlikeli güçlükleri dolayısıyla yersizdir bile! Fakat bir de bizden sorun; bizce orası hoş bir buluştur; görenler bilir ki Anadolu'da oyuna kalkıldı mı havaya girilmezden evvel davulcu çomak ve çubuğuyla şöyle bir gezinir, altıştırma vuruşları yapar, ritime girdi giriyor dersiniz; işte çello pizzikatosunda çomak hazırlığı, ince pizzikatolarda da çubuk tırıltıları sabırsızlanmaktadır... Ve nihayet, ritim, bütün canlılığıyal coşar. Ağır parçada Ulvi şimdiye kadar gördüğümüzden pek daha içli olabilmiş, yanık çizgiler bulmuştur. Tekrar ediyorum; bütün polifonisini en karakteristik yurt ezgisinin ses aralıklarından hususi bir armoni halinde maharetle çıkarmıştır.

...